Son günlerde her koldan tartışmalara yol açan Elif Şafak'ın son kitabı İskender için olayın tamamını gösteren bir derleme yapalım dedik. Her şey Oray Eğin'in 3 Ağustos 2011 Akşam gazetesindeki köşesinde İskender'in kapağı Genius Within belgeselinden 'çalıntı' olduğu iddiasıyla başladı. Oray Eğin şöyle diyordu: Bu haberi Radikal yazamaz
Elif Şafak'ın kapağında erkek kılığına girdiği 'İskender' kitabı çıktı. Herkesin içinde neler gizliymiş meğerse.
Giderek, Şafak'ın kitaplarıyla Serdar Ortaç'ın şarkıları benzeşiyor sanki: Her yaza bir ürün. Tutsa da tutmasa da...
Konumuz kitap değil, kapağı... Fazlasıyla 'aşırma' gibi duran o kapak.
Bu İnternet çağında 'hırsızlık' gizli kalır mı zannediyor acaba kapağı yapanlar?
'İskender' kapağının, Elif Şafak'ın üzerindeki takım elbiseden seçilen renklere kadar 'arak' olduğu hemen ortaya çıktı.
Klasik müzik dehasını anlatan 'Genius Within: The Inner Life of Gleen Gould' belgeselinin afişine kadar benziyor değil mi?
Kitabın kapağını 'Alametifarika' ajansından Uğurcan Ataoğlu yapmış. Gerçi belki 'çalmış' demek daha doğru olur. Alametifarikası bu olsa gerek! (kaynak:http://www.aksam.com.tr/kahramanlik-devri-bitti,-hayirli-olsun-3280y.html)
Ardından Uğurcan Ataoğlu ve ekibinden alametifarika blogundan şu cevap geldi:
BU KAPAĞI OY BIRLİĞİYLE ÇALDIK
Her şeyden önce şunun bilinmesi gerek. İskender’in kapak tasarımı sadece bana ait bir çalışmanın ürünü değil. Bu kapak için kreatif direktörlüğünü yaptığım büyük bir ekiple beraber uzun süre çalıştık. Önce ”Kapakta Elif Şafak’ı İskender yapalım” fikrini Elif ve Doğan Kitap’taki çalışma gurubumuza anlattım. Eksiksiz şekilde herkesin onayını aldı. Sonra bu mesleğe yıllar önce benim yanımda başlayan ve şu an Daniska reklam ajansının kurucusu olan grafik tasarımcı Pemra Ataç’a sanat yönetmenliğini teklif ettim. Malum bizim ajansta işler çok yoğun. Ve bu ciddi bir prodüksiyon süreci. Sanat yönetiminin çok iyi yapılması gerekiyor. Elif kitabı Londra’da yazdığı için orada bulunuyordu. Biz de fotoğraf çekimlerini Londra’da çalışan Türk fotoğrafçı Timur Çelikdağ ile yapmaya karar verdik. Onun ekibi 70’lerin kıyafet ve saç modellerinden oluşan pek çok çalışma hazırlayıp bir kaç hafta boyunca bize gönderdi. Biz de aralarından uygun bulduklarımızı eleyerek bir konsepte karar verdik. Gittiğimizde ışık ve kostümler hazırdı. Çekilen farklı kıyafet ve pozların hepsiyle farklı kapak tasarımları hazırlandı. Sandalyede oturan, sokakta çömelen, şapkalı, paltolu, boks eldivenli, kırmızı renkli, grili, sarılı… Her hafta yeni tasarımlar yapıp toplantı odasına dizip hep beraber eleştirdik. Tasarım süreci aynı zamanda çok eğitici ve eğlenceli bir workshop oldu. Herkesin eleştirilerini tek tek dinleyip değerlendirdik. Son aşamada okur gözüyle ‘hangisi daha çekici görünüyor’un cevabını almak için süreçten haberi olmayan yakınlarımızın fikrini aldık. Elif’in ailesi, yakın arkadaşları, eşim Ayşe ve Alametifarika’daki çalışma arkadaşlarımız oy birliğiyle bu kapağı seçtik. Yoksa oy birliğiyle bu kapağı “çaldık” mı demeliyim? “Bak Oray Eğin seninle ilgili nasıl saçmalamış” diye haber verdiklerinde önce yazıdaki fotoğrafa baktım. Siyah-beyaz çekilmiş bir erkek fotoğrafı. Bu “dahiyane” fikri çalmışız demek. Bir de sarı bant var tabii. Onu da alıp yataydan dikeye çevirmişiz. Önce güldüm. Sonra da 25 yıllık reklam ve grafik çalışmalarımı topladığım Yirmibeş Kuruşluk Kitap’ı “sevgilerimle” imzalayıp yazdığı kendisine gönderdim.
Uğurcan
(kaynak:http://blogalametifarika.tumblr.com/post/8466241743/bu-kapagi-oy-birligiyle-caldik-her-seyden-once)
2 gün sonra Oray Eğin'in köşesinden Uğurcan Ataoğlu'na cevap versede tartışmanın tansiyonu düşmüştü. Ancak bir süre geçtikten sonra Fikir Mahsülleri Ofisi adlı blog sitesinden bir iddia haber duyulma başladı. Kapağın içeriği de çalıntı! Hepimiz şaşırdık, nasıl olur Elif Şafak böyle bir şey yapabilir mi diye düşünürken ayrıntılar gelmeye başladı. Yani Elif Şafak İskender kitabı için Zadie Smith'in 'İnci Gibi Dişler' adlı kitabını şablon aldığı öne sürüldü ve 2 kitaptaki benzerlikler gösterildi. İşte kitaptaki o benzerlik;
“Bowden’ın oturma odası yolun altında kalıyordu ve pencerelerinde parmaklıklar vardı, bu yüzden bütün görüntüler kısmiydi. Clara genelde ayaklar, tekerlekler, egzoz boruları ve sallanan şemsiyeler görürdü. Böyle anlık görüntüler çok şey anlatırdı: Canlı bir hayal gücü, yıpranmış bir dantelden, yamalı bir çoraptan, yere yakın sallanan ve daha iyi günler görmüş bir çantadan bir sürü duygulu öykü çıkarabilirdi.” (İnci Gibi Dişler, s. 30, Everest Yayınları)
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
“Oturma odasındaki halının üstünde bağdaş kurup oturur, tavana yakın küçük pencerelere bakardı ağzı açık. Dışarıda sağa sola akıp duran çılgın bir bacak trafiği olurdu. İşe giden, alışverişten dönen ya da yürüyüş yapan yayalar. (…)
“Gelip geçenlerin ayaklarına bakıp onların hayatlarını tahmin etmeye çalışmak en sevdikleri oyunlardandı – üç kişiyle oynanan bir oyun: Esma, İskender ve Pembe. Mesela topuklarını takırdatarak, çevik ve acele adımlarla yürüyen, bilekten düzgünce bağlanmış parlak bir çift stiletto gördüler diyelim. ‘Galiba nişanlısıyla buluşmaya gidiyor’ derdi Pembe, bir hikaye uyduruverirdi. İskender de iyiydi bu oyunda. Yıpranmış, kirli bir çift mokasen görür, başlardı ayakkabıların sahibinin nasıl aylardır işsiz olduğunu, şimdi de köşedeki bankayı soymaya gittiğini anlatmaya.” (İskender, s. 135, Doğan Kitap)
(Kaynak: http://fikirmahsulleriofisi.blogspot.com/2011/08/elif-safakn-yeni-roman-biraz-fazla.html#more)
Elif Şafak cephesinden cevap gelmesini beklerken Vatan gazetesinde İnci Gibi Dişler'in çevirmeni Mefruke Bayatlı'nın şu açıklaması geldi :
“Bu kadarı tesadüf olamaz. Şafak, Zadie’nin kitabını şablon olarak örnek almış, aileyi Türk yaparak bir kitap yazmış. Konuyu basitleştirmiş. Özellikle pencere hikayesindeki benzerliği aklım almıyor. On tane öyle paralel hikaye yazılabilirdi ama pencere hikayesi paralel bile olmamış. Buna intihal denir. Uyarlarlama gibi bir şey olmuş. Esinlenmeyi aşmış. Hiç şaşırmadım. Dünya edebiyatını bir tek onlar takip ediyor, kimse bilmiyor diye düşünüyorlar. Ama Türkiye’de edebiyattaki başka kitaplardan etkilenmeleri, yapılan intihalleri araştıran ve bilen insanlar var. Örneğin Virginia Woolf’un Orlandosu ile Aziz Nesin’in Betüş’ünün ana fikri aynıdır.
Ama ayrıntılı olarak etkilenmek okur olarak kabul edilecek bir şey değildir. Belli ki Elif Şafak, Zadie Smith’ten çok etkilenmiş ve esinlenmiş. Zadie Smith’in başarısı çok iyi bildiği ve içinden geldiği insanları yazması. Elif Şafak o insanları o kadar iyi tanıyor mu? Bilemiyorum. Hayatından göç etmemiş bir aileden değilsen o hikayeyi yazman zor olur. Hikaye oturmaz, sahte olur.
Elif Şafak da bilmediği bir dünyayı yazıyor, tabii olayların içinde değil ve böylece de daha önce okuduğu kitaplardan, duyduğu öykülerden izlediği filmlerden etkileniyor ve öyle yazıyor. Ben bir kitap yazıp alkış alacağım diye kitap yazılınca böyle durumlar olabiliyor. Ben çevirirken bile o dünyaya girmeye çalışıyorum.”
dedi.
kaynak:(http://www.sabitfikir.com/haber/elif-safak-son-romani-intihal-mi)
Elif Şafaktan cevap geldi mi? diye sorarsanız hayır ama olaya çok uzaklardan biri daha katıldı. İnci Gibi Dişler'in yazarı Zadie Smith! Yazar, konudan haberdar olmuş ve Elif Şafak'a ve edebiyat ajansına ayrı ayrı iki mektup yazmış. İşte Elif Şafak'a yazdığı mektuptan basına sızanlar:
“Sevgili Elif. Hanif Kureishi bana her ikimizin kitaplarıyla ilgili saçma sapan haberlerin yer aldığı linki yolladı. Sana sadece sunu söylemek istedim, ben bu iddiaları tamamen gülünç buldum. Umarım her şey güzel olur, lütfen bu zehirli insanların seni etkilemesine, aşağı çekmesine izin verme, bir yazardan bir başka yazara hayranlıkla, Zadie.”
Net'in Yazarı Ekibi olarak size bu güncel edebiyat tartışmasını bilgi daha fazla kirliliğe karışmadan önce ,kırpmadan biçmeden sunalım dedik. Yazı çok uzundu diyerek şimdi burun büküp okumazsanız bile gelecekte çakmak cebinizi dolduracak kadar değeri vardır. Koca yazıyı okumadan sadece bu cümleye atlayan arkadaşlara kucak dolusu sevgiler.